Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2010 Cuma

Comicology

Bundan sonra burdayım hafız. Burası biraz boş kalacak gibi.

11 Haziran 2010 Cuma

Mürdüm - Mürdüm - Mürdüm!!!


Bunu çok sonraları farkettim sevgili okur... Çok sonraları anladım kıymetini mürdüm eriğinin. Çok sonra idrak ettim dünya barışına yaptığı katkıyı. Çayı ilk içişimden sonra uzun zaman geçti. Üzüm çekirdekli, Mürdüm eriği, karışık meyva çayı idi çayın tam adı. Şu aralar reklamlarda dönen Lamborgini marka aracın modeli gibi. Sanki bütün mahalle birleşip bir isim söylemiş de kimseyi kıramayıp hepsini kullanmışlar gibi. Bu çayla ilgili yazdığım yazıyı aha buradan okuyabilirsiniz. Ama şimdi keşfettiğim şey BM ve AB hatta ABD dahil bütün parlementolarda işe yarayacak bir barış işareti...
Şöyle ki 'Mürdüm' kelimesini ardarda söyleyiniz. (Ayna karşısında yapılırsa sonuç gözle görülür bir hal alacaktır.) Sonra dudağınızın durumunu hayal edin, birkaç dakika sonra etrafa öpücükler dağıttığınızı ve çaydan aldığınız hazla mutluluk bulutlarında dolaştığınızı göreceksiniz. Şimdi bu çay meclise girse, adamlar istemek için 'mürdüm' demek zorunda... Herkes öpücük atarak sipariş edecek. Öpücükle sipariş edilen çay diye geçecek literatüre. Olucak bu. Çünkü Mürdüm...
Çünkü mutluluk onda, çünkü sevgi onda...
Bu engin denizde yüzmek istiyorsanız;
Mürdüm...
Doğadan...

17 Nisan 2010 Cumartesi

Bugün benim doğum günüm... =)

Bugün 17.04.2010 ve 21 yaşıma bastım. Muhtemel ömrümün 1/4'ünü geride bıraktım. Acı bir gerçek değil bu. Beklenen ve olması da gereken bir şey. Geriye dönüp bakmıyorum. Geçmiş geçmişte kaldı. Ancak yaşayacak daha güzel günler var. Yaptığım hataların bilincindeyim ve yapacaklarımı engellemek için çok şansım var. Daha dolu yaşayabilirim. Bunu biliyorum. Daha çok şey yapacağım. Plânlarım var ve elbette hedeflerim. Geçmişten bugüne en büyük değişikliği farkediyorum, her pantolon giyme çabamda. Göbeğimi pantolonun beline sığdırma çabalarım sayesinde RAW'daki herifler kadar kas yaptım. Göbeğimden baklava yerine kabarmış kek şeklinde kaslar oluştu. 2.85'ten 83.3'e geldim. (Her iki rakam da kg. cinsindendir.) 55 cm.'den de 1.78 cm.'ye geldim. Elde ettiğim tüm birikim bu. Somut olarak tabii. Ama artık biriktirdiklerimi dağıtıcam. Bu ne olm, Süleyman Demirel gibi oldum lan! Yeni bir yaşta, yeni işlerle ve atraksiyonlarla sizlerle olmaya devam edicem; ey al yanaklı okurlar... Ölene kadar yada blogspot çökene kadar bu böyle sürecek. Görüşmek umuduyla... T-shirt alacak arkadaş varsa beden XL, pantolon alıcak olan varsa hiç zahmet etmesin; hiçbiri olmuyo çünkü... Onun yerine lastikli bi eşofmanı tercih ederim. =) Haydi kalın (medipol) sağlıcakla...

21 Mart 2010 Pazar

21 MART

Bu günün iki önemi var normalde sevgili okur. Ama ülkemizde üç önemi var. Bu önemler şöyle:
Önem 1: Bugün gece ile gündüz eşit (yani bugün ne kadar gezip tozduysan gündüz falan o kadar uyucaksın işte)
Önem 2: Bugün 'Bahar' mevsiminin başlangıcı. Kuşlar, böcekler, çiçekler için tam mevsimi yani. Kedilere sözüm yok, onlara zaten bahar erken geliyo.
Önem 3: Bu önemi sadece ülkemizde görebilirsin sevgili okur, başka yerde bulamazsın. Bugün aslında bi bayram olan Nevruz kutlamaları olması gerekirken bizim ülkemizde her yıl ölümlü, yaralanmalı olaylar yaşanıyor. İşemeli s.çmalı ayinler gibi yani. Ama daha fena. Bundan geri dönüş olmuyor sevgili okur.
Bu yıl olay yaşandı mı bilmiyorum. Haber bültenlerini izlemedim ama yarın gazetelerde boy boy katliam resimleri görmemeyi umarak uyuyacağım. Bu önem değildir de nedir sevgili okur. Al yanağından bir ısırık aldım. Görüşürüz.

21 Şubat 2010 Pazar

Makara Ağacı 2. Sayı =)

Makara Ağacı'nın 2. sayısı için çizdiğim kapak... =)

14 Ocak 2010 Perşembe

14 Ocak tarihli Uykusuz kapağıyla bütünleşme...


Siyaset Bilimi sınavında çıkan K'o'mu Oyu sorusundan sonra beyin içi yaşanan karışıklık sonrası çekilmiştir... Fotodaki Rıdvan Türkoğlu; fotoyu çeken Umut Yaşar Can =) Şuan bu bilgileri internet kafeden yazıyorum ve sponsor olup paramı ödeyen Esra Taşkesen, bu olayı izleyen ev arkadaşı Tuğçe Duran, yanında izleyen sınıf arkadaşı Özgül Kaya, kafenin sahibi... Bu ne lan! Sülaleyi saydık anasını satiyim!

Dünya üzerinde bir ''Öğrenci Evi''ne gelmiş gelecek en yüklü fatura!!!


Bir arkadaşıma gelen ufak bi miktardaki elektirk faturası... Bu ne lan! Fabrika olsa bu kadar gelmez! 21.078.74 TL!!! Kullanım bedeli 14.048.98 TL olmakla beraber üst kalan masraflar tamamiyle vergidir... Allah sabır ve para versin... Daha da elektrik kullanmam!

4 Ocak 2010 Pazartesi

Makara Ağacı'ndaki ilk köşem ama RENKLİ =)


Şahsi renklendirmem. =) Makara Ağacı'ndaki ilk köşemi renklendirme çalışmalarımın sonucu... =)

3 Ocak 2010 Pazar

Ve 2010... 2 yıl kaldı lan sonumuza!!!

3 gün arkadan gelerekten yeni yılınızı kutlayacağımız düşünüyosanız hiç düşünmeyin! Kutlanacak bi'şey yok lan! Vallaha yok! Noldu? Bigün öncesi 31.12.09'du, bigün sonrası 01.01.10 oldu. Ne var ki bunda? Bugün mesela 03.01.10 ama yarın 04.01.2010 olacak. Eee, kutlamamız mı gerekiyo şimdi bunu? Ama gene de aileyi bir araya toplamak, böyle bi çoşmak, eğlenmek ne biliyim çalışma yılının ortasında güzel bi ara geliyo sanki insana; bu yönüyle güzel bişi... =)
Bugünün ayrı bi önemi daha var: Mekke'nin fethi! Olm var ya acayip manevi bi olay lan! Yılbaşı gecesine yakın fethedilmiş ki, müslüman insanlar eğlenmesin, coşmasın, en azından hindi yemesinler diye... Ki hindi eti de helâl. Neyse efenim, duyunca donları doldurduğumuz bir olay daha var ki dünyanın sonunda 2 yıl kalmış olması. 21.12.2012 Cumâ günü sonlanan takvimiyle ünlü; sınırları küçük, gelişimi büyük bir medeniyet kurmuş olan Mayalar sanki tarih öncesinden bir eşek şakası yapmışlar ve şimdi bize bottomlarıyla gülüyorlardır eminim. Olm düşünsene bi belki bi felaket oldu, bi savaş oldu ve takvimi yapan adam takvimi bi kenara atıp ayak tabanları kaba etine vura vura kaçtı... Ve takvim bi yerde saklı olarak kaldı. Sonra arkeologlar buldu bunu ve ''Olm bu takvim 21.12.12'de bitiyo; bak, var bu işte bi ibnelik!'' diyerek dünyanın sonunun bu tarih olduğunu iddia etti. Belki de bunlar koyu katolikti ve Kilise'nin Cennet'ten arsa satışından komisyon alıyorlardı ve bu sebeple bu satışları artırmak için böyle bi'şeyi lanse etmek istediler... Ya bi düşünsene lan dünyanın sonunun 21.12.2012'de gelmesi mümkün mü? Ha, elimde bi kanıt var mı olmayacağına dair? Yok! Ama olmucak olm. Aslında bi kanıt var: bulgar bi nine var hani kehanet manyağı. 1996'da öldü malumunuz. Kendi ölüm tarihini bildi mi çok merak ediyorum. Ama yazmıyolar bunu. Neyse efenim bu nine demiş ki 3797'de dünyanın sonu gelecek. Ha bu ocak olur, şubat olur, mart olur,... O bilinmez ama o yıl olacakmış bu. Ancak bana göre 31 çeken bi ayda gerçekleşecek bu olay. Çünkü olay cünûb. Böyle bi olay ancak cünûb bi ayda gerçekleşir bana göre... Daha o yıllara çok ama bu nine var ya bu nine, tam mahalle karısı lan! Ortalığı karıştırıp gitmiş. Demiş ki 2010'da 4 lidere suikast düzenlenecekmiş, bu da dünya savaşını tetikleyecekmiş... ABD ve Rusya karşı karşıya gelecek ve bu savaş 4 yıl sürecek, bunun sonucunda da Çin süper güç olacakmış. Bak bak bak! Şu sözlere bak! Cinayet sebebi lan! Abdestsiz gitmiştir bu öbür tarafa kesin! Bildiği bazı şeyler de var tabii şimdiye kadar söylediklerinden:

1) İki çelik kuş kulelere çarpacak ve gökyüzü aydınlanacak... (11 Eylül)
2) Kursk su altında kalacak, bütün dünya arkasından ağlayacak... (2000 yılında 118 Rus askere mezar olan deniz altının adı Kursk'tu)
3) Vladimir'in zaferi dünyada her şeyi etkileyecek... (Putin olarak algılandı bu, zafer de siyasi yada askeri olarak yorumlanabilir)
4) İklimler değişecek (Küresel Isınma - Aslında bunu biraz ileri gören herkes söyleyebilir)
5) ABD'nin 44. başkanı siyah olacak ve başkan olduktan kısa bir süre sonra ülke büyük bir ekonomik kriz yaşayacak ve dünyaya barış değil felaket getirecek... (Siyahi başkan Barrack Obama ABD'nin 44. başkanı)

Bunlar bildikleri yahut ''Vallaha söylemişti lan!'' diye yorumlananlar. Ama bunları söyledikten sonra da susmamış çiroz... Gelecekle ilgili sürüyle şey söylemiş. Aha en dikkat çekenler:

2010 : 4 lidere suikast düzenlenecek ve bu liderlerden biri Hindistan başbakanı olacak. Bu olay 4 yıl sürecek bir dünya savaşını tetikleyecek... Savaş Kasım ayında başlayacak... ABD ve Rusya karşı karşıya gelecek ve bu savaştan sonra Çin süper güç olacak...
2011 : Radyoaktif dalgaların yoğunlaşması nedeniyle insanlar ve bitkiler yok olma noktasına gelecek... Müslüman ülkeler kimyasal silahlar kullanacak...
2014 : İnsanlığın yarısı kanserle boğuşacak...
2016 : Avrupa'nın nüfusu azalacak...
2018 : Dünyanın yeni hakimi Çin olacak...
2043 : Müslüman bir devlet Avrupa'ya hükmedecek...
2046 : Hastalıklı her organın yerine yenisi yapılacak...
2076 : Bütün dünyaya sınıfsız bir komünizim yerleşecek...
2088 : Bütün hastalıklar birkaç saniyede tedavi edilecek...
2097 : Kimse yaşlanmayacak...
2167 : Yeni bir din gelecek... (İslamiyetPlus+ gibi bişi olacak sanırım; hani bi üst model hesabı...)
2304 : Ay'ın bütün sırları çözülecek...
3797 : Dünya'da hayat sona erecek ve insanlar başka bir gezegende yeni bir hayata başlayacak...

Ninemizin söyledikleri böyle... (ninemiz ninemiz diyorum da adı: Vangeliya Pandela. 16 yaşında kafasına yıldırım düşmüş ama kör olmuş, ölmemiş! Ama belki diğerlerinin yıldırım olarak gördüğü şey vahiydir. Ondan böyle konuşuyordur...) Herşeyi zaman gösterecek sonuç olarak... Ve ''Yeni yılımızı kutlamadı, böhüüüeeaaa!'' diye ağlayıp sızlayanlar: Yeni yılınız kutlu olsun! =)

Kendine iyi bak sevgili okur ve metin ol, bi b.k olacağı yok! Yaşayıp ölcez... Zaten sonrasını çoluk çocuğumuz düşünsün =)

24 Aralık 2009 Perşembe

Ahanda Makara Ağacı =)

Sayfa numaralarına göre okuyunuz... (Bak kibarlıkla söylüyorum adamı deli etme!)







24 Aralık Perşembe günü Sakarya Gazetesi'nde yayınlanan karikatürlerim...

Türkiye'nin son durumuna yönelik çizimim.




Apo şerefsizinin hücresine yapılan yenilemelere yönelik çizimim.



9 Aralık 2009 Çarşamba

Yusuf'umdan Sanat Eserleri No:3 =)

''May hart is ur dart'' adlı eseri:

''Sorun yok; hermuar kapalı'' adlı eseri:

''Fayır in dı hol'' adlı eseri:

''Fayır in dı hol'' ve ''Sorun yok hermuar kapalı'' adlı eserlerinden oluşturduğu sanatsal kompozisyon:
Yine harika, yine muhteşem... Daha ne söylenebilir ki... Teşekkürler Yusuf'um! =)

29 Kasım 2009 Pazar

Preason Break: The Sheep!!!

Efenim, öncelikle bayramın 3. günü bayram yazısı mı olur demeyin; bi dinleyin...
Bayram telaşesinden, misafir cinnetinden yazmaya fırsat bulamadım; ki üniversitemiz sağolsun sınavları da arefe gününden bir gün önce bitirince direk bayrama dahil olmuş olduk.
Hayırlı bayramlar cümleten. Yedik, içtik, öğüttük, s.çtık (öhö, afedersin).
Yine her zamanki gibi ellerden başlamak kaydı ile ayak, diz, bacak, kol, kafa ve vücudun diğer muhtemel bütün yerlerinden yaralananlar oldu. Canlar yandı vs. Ancak kimse sordu mu lan; ''Bu büyükbaşlar küçükbaşların hali nicedir?'' deyi? Güzelim mahluklar melül melül bakıp ciğerimi dağladılar ey okur... Ha, kavurmaları güzel oluyo; o ayrı konu...
Fakat olay dünyanın her yerinde aynı değildi... Misal New York... Preson Break: The Sheep çekildi resmen.

Preason Break: The Sheep

Ayaza kesen bir kış günüydü. Havada bulut azdı ancak rüzgar tenleri kesiyordu. Bir gün önceden ''Ahır'' denilen bir hücreye kapatılmış 2 mahkum koyun: Crazy Sheep ile Deep Sheep bütün gece hücreden kurtuluşun yollarını aramışlar en sonunda bir plan yapmışlardı. Sabah Joe amca, ahıra gelince biri ahırın iyice içine doğru kaçacak ve Joe'yu içeri çekecek, pusuya yatmış olan diğeri de kürekle Joe'yu etkisiz hale getirip özgürlüğe doğru ilk adımı atmış olacaklardı.
Sabah erkenden kalkıp bayram namazına giden Joe, geldiğinde kendisini bekleyen acı sondan (anason gibi oldu lan) habersiz abur cuburdan hazırladığı kahvaltı masasına oturdu. Aburları bitirdikten sonra cuburdan bir miktar eline alarak ahıra doğru yöneldi. Hafif kırçıllaşmış saçlarında bütün bir ömrün verdiği yorgunluk ve hayatın ağırlığının altındaki ezilmişliği görülüyordu. Ahırın kilidini açmaya başladığında Crazy ve Deep çoktan yerlerini almışlar ve büyük bir soğukkanlılıkla planı uygulamaya koymak için hazırlanmışlardı. Joe, evde yaşlı karısıyla yaşıyordu; küçük ve ahşap bir evi ve evinin de saçları Joe'nunkilerden çok önce ağarmış, yüz çizgileri hala keskin yaşlı karısının özenle baktığı ve çeşit çeşit çiçek yetiştirdiği harika bir bahçesi vardı. (Olm böyle 5 cümle kursam al sana Tuna Kiremitçi lan) Deep ve Crazy için Joe'yu atlattıktan sonra kadın kolay lokmaydı.
Ahırın kapısı nihayet açıldı ve uzaktaki Crazy'i gördü. Onu dışarı çıkarmak için içeri girdi. Kapının arkasında saklanmış Deep Sheep'ten habersizce, Crazy'ye doğru yürüdü. Güneş ışığı ahırın kapısından içeri vuruyordu. Joe, önünde kendi gölgesinin yanında bir gölge daha gördü. İnce ve uzun bir gölge... Bu gördüğü son şey oldu...
Kanlar ahırın soğuk tabanında dumanlar çıkararak dağılırken Deep ve Crazy çoktan olay mahallinden ayrılmışlar ve bayramlaşmaya gelen çocuklar için açık bırakılan bahçe kapısından kaçmışlardı. Kadın içeride cuburdan arka kalanlarla kahvaltı etmekle meşgûldü... Olanlardan haberi yoktu...
Crazy ahıra gelirken geldikleri yolu kaybetmemek için s.ça s.ça gelmişti. Şimdi bu izleri takip ediyorlardı. Crazy ve Deep'in geldiği yerde Deep'in hoşlandığı çok güzel ve sexi bir hatun vardı.
Deep, bu hatunun bu alemi iyi bildiğini düşünüyordu. Kimin öleceğini ve kimin yaşayacağını tayin eder bir hali vardı. Onu bulmayı kafasına koymuştu. Zaten 300 gr. beyni vardı ve 250 gr.ını bununla doldurmuştu. Ne b.ktan bir hesaptı.
Deep onu bulduktan sonra kasabadaki diğer koyunları kurtarabileceklerini düşünüyordu. Crazy ise işemesi gerektiğini ve nereye yaparsa iz bırakmış olmaz onu düşünüyordu. 50 gr. beynin yaptığını 300 gr. beyin yapamıyordu işte. Olmayınca olmuyordu. Gönül ferman, işemek derman dinlemiyordu.
Nihayetinde Crazy'nin bıraktığı izleri takip ederek geldikleri yeri buldular: bir hayvan pazarıydı. Kardeşlerinin para karşılığında alınıp satılması zorlarına gitmişti. Tamam, kendileri de pislikti ama gene de vicdan taşıyorlardı. 200 gr. kalp taşıyorlardı; hadi bunun 50 gr.ı yağ veya kan olsa katıksız 150 gr. safi et yani salt kalp taşıyorlardı. Lady Sheep ortalıklarda yoktu. Yoksa satıldı mı lan? dediler birbirlerine. Ama hayır! Az sonra Lady Sheep çalıların arasından çıkageldi. Sexi jartiyeri ve siyah bir tangası vardı. O an Deep kendinden geçti. Aklında tek bir düşünce oluşmaya başladı. (Bunu burda yazamam arkadaşım; ahanda yandaki karikatürden bi zahmet anlayıver.)
Kendini çabuk toparladı. Başlarından geçenleri ve yaptıkları planı anlattı Lady Sheep'e... Lady Sheep dikkatle dinledikten sonra gözlerinin önüne düşen kahkülünü düzeltti ve ''Bütün kardeşlerimizi kurtaracağız!'' dedi. Yanlarından hızlı bir şekilde ayrıldı ve döndüğünde kucağında iki top A4 kağıdı vardı. Kağıtları 4'e bölüp yaptıkları planı yazmalarını istedi Crazy ve Deep'ten. Bu kağıtları hem en az iki koyunun bulunduğu ahırlara atacaklar hem de en az iki tane olmak üzere satılan koyunlara vereceklerdi. Böylece her koyun kaçma planını biliyor olacaktı. Tek koyunlara ise yardıma geleceklerine dair vaatte bulunuyorlardı. Ama onları asla kurtaramayacaklarını biliyorlardı.
Plan işleme konuldu ve her koyuna, koyunların kapatıldığı her ahıra bu kağıtlardan atıldı. Plan meyvasını çabuk verdi ve ilk firarlar 2 saat içinde kararlaştırılan dere kenarına gelmeye başladı...
(...) Derken koyunların büyük çoğunluğu kurtarılmıştı. Özgürlüğe koşarlarken her biri yanlarında çocuklarına götürmek üzere oyuncak koyun taşıyorlardı. Ne muhteşem bir görüntü... (ver abi alttan Mozart'ı...) Görenlerin gözleri yaşarıyordu. Gözler buğulanıyordu. Sheep History yeniden yazılıyordu. Bir uygarlık böyle kurtuluyordu...
Sonsuza dek sürecek bir özgürlük mücadelesinin ilk kıvılcımı sıçramış ve büyük bir alev olma yolunda ilk adım atılmıştı...
Ahır Break: The Sheep Army pek yakında...
Ama gene de koyuna sormuşlar:


23 Kasım 2009 Pazartesi

Üzüm Çekirdekli Mürdüm Eriği Karışık Meyva Çayı (üstelik içinde Afrika Bamyası da var.)

Bugün (23.11.09) Utku Cem'le beraber Arkhé Café'de çay içip ders çalışmak üzere ziyarette bulunduk. Ümit abi, yeni bir poşet çay geldiğini söyledi. Utku, kafeye benden önce gittiği için denemiş benden önce ''Al olm valla çok güzel'' diyerek telkinde bulununca ben de aklımdan ''İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir.'' diye geçirip gene de merakıma engel olamayarak aynı çaydan istedim. Benim poşet çaylara karşı bi antipatim var; çok itici geliyolar bana... Hani böyle bardaktan tavşan kanı çay, orta halli mahalle esnafıysa; fincanda poşet çay da zengin, kibirli ve cimri iş adamıdır. Esnaf yakınlığı, muhabbeti yoktur o çayda. Ama bardaktan tavşan kanı çay öyle mi? Kaç kere kurtarılır ülke, kaç kere boşanır karılar içerken. Daha bi can, daha bi canayakındır bardaktan tavşan kanı çay. Bardaktan tavşan kanı çay ''Naber abi?''yse; poşet çay da ''Nasılsınız efendim?''dir. İticidir yani, sevmem çok. Neyse efenim, bu poşet çay geldi. İsmine baktım, ''İçinde neler var acep?'' diye. Keşke gözlerim görmez olaydı da görmeyeydim; keşke dilim söylemez olaydı da demeyeydim. İsmini söylemeyi becerene kadar bir insan, hayat boyu akademik eğitim almış kadar olur; hatta yetmez Ordinaryus olur çıkar. İsim şu: ''Üzüm Çekirdekli Mürdüm Eriği Karışık Meyva Çayı''... Daha buna ne denir; çok şükür söyledim demekten başka... Daha buna ne denir sevgili okur... Poşeti suya attım sonra. Böyle açık bir yaradan kan akar gibi kırmızı kırmızı dağılıyor su içinde. Bu poşetler zengin, kibirli ve cimri zengin işadamları oldukları için asla içlerinde barındırdıkları o iki damlacık çayı vermek istemezler. O yüzden zalim, gaddar, haşin ve vahşi olmak lazım onlara karşı. Stratejik oynamak en zayfı anlarında (yumuşamaya başladıklarında) saldırmak gerek. Ben de bi suikastçi gibi en uygun anı bekleyip saldırdım çay kaşığıyla. 47 yerinden bıçakladım desem yeridir. Bi de böyle kan gibi çıkıyo ya, iyice iştahlanıyorum; sadist duygularımı tatmin ediyorum sevgili okur. En sonunda öldü... Şey, yani kıvama geldi. Bir yudum içtim hemen. Kuşburnu gibi bi zımbırtı. İçindekileri okudum bir yudum daha alırken. Arkadaşım, ''Bamya Çiçeği'' ne ya! İçinde bamya çiçeğinden tut ''Mürdüm Eriği''ne kadar yok yok. Bu nasıl bir çay ki bu kadar satır karalattı; bu nasıl bir çaydır ki beni derin düşüncelere saldı; bu nasıl bir çaydır ki beni benden aldı sevgili okur... Ah Mürdüm Eriği, ah Afrika Bamyası'nın Çiçeği ahh.. Bu bana yapılır mıydı? Yapıldı sevgili okur, yapıldı... ='(

18 Kasım 2009 Çarşamba